DİLENCİ
Sizinde muhakkak bir dilenci hikayeniz vardır.Bu hikayemle anılarınız canlanacak, hikaye hikayeyi doğuracak,ve mangozun sayfası dilenci hikayesiyle dolmassa şaşırırım.
Ah şu dilenciler yok mu?Genelde cami çıkışında durup dini duygularımızı istismar ediyorlar,ya da hastane önünde durup merhamet duygularımızla oynuyorlar.Ya da yoğun mıntıkalarda gezip on kişiden muhakkak bir kişi verir diye stratejik hesaplar yapıyorlar.Trafik ışıklarında sırtında bebeği elinde iki yaşında çocuğu eksoz kokulu arabaların arasında sürükleyip dramatik bir hal sergileyip annelerin şevkat duygusun sömürüyorlar.
Hastane çıkışında yeni taburcu oldum eve gidecek yol param yok deyip herkese dilenmesine ne demeli?Çünkü hastanede çalıştığım için sık sık aynı dilenciyle karşılaşıyorum.Zabıtaya söylesen biz bıktık onlar bıkmadı diyorlar.
Şimdi asıl hikayeme geleyim uzatmak istemiyorum ama okuyarak hikayenin içine okuyucuyu sokmam için mecburen uzuyor kusura kalmayın.
Gūnün birinde ailecik konya tarafından gelip eğirdire yaklaşmak üzereydik.Arabanın kliması son derecede çalışmasından ve asfaltın sıcaktan erimesinden güneş tüm gücüyle bizim üstümüze kilitlenmişti adeta.
Sağ tarafda eğirdir gölünün manzarası ve ortasındaki adanın yolla birleşmesiyle kuşbakışı elma sepetini andırıyordu.
Çocuklar acıktık susadık diye şikayet etmeye başladılar ki haklıydılar.Çünkü arabanın kliması ortamin nemini alıyor boğazımızı kurutuyordu.
Eğirdire geldiğimizde arabanın direksiyonunu ada tarafına çevirdim sol tarafta eğirdir kalesinin tepesindeki tarihi savaşlardan kalmış top karşıladı bizi.
Adaya giderken balık restoranları sıra sıra dizilmiye başladı buyurun dercesine.
Restoranın birinin önünde durduk .Arabadan indik ben boş masaya geçerken benin büyük oğlan ( orta ikiye gidiyor şuanda ellerinizden öper)."Baba bu restoranda içki satılıyor "dedi .Bende duvardaki raflarda içki şişelerini görünce dönmeye karar verdik.Çünkü fıtratımız gereği içki satılan yerlerde yemiyor alışveriş yapmıyorduk.Ailece karar almıştık aramızda.Bu işin dini boyutunu bilemem fetva makamı hocalarımıza kalsın.
Garson benim oğlanın konuşmasını duymuş olmalı ki "Abi buraya yabancı turistlerde geliyor mecburen satıyoruz ama adanın ucunda bir restornımız daha var.Orada içki yok"dedi nazik bir dille.
Teşekkür edip oradan ayrıldıktan sonra garsonun tarif ettiği lokantayı bulduk.Zaten kalın puntolarla yazılmış levhada içkisiz yazıyordu.
Boş bir masaya garsonun biri hoşgeldiniz diyerek oturduk.Masa boştu ama manzara müthişti.Havada sorti yapan kuşlar gölün üzerine süzülerek rızkının peşindeydi.Gölün kıyısındaki kayalarla buluştuğu yerdeki çıkardığı şırıltı sesini dinlerken salkım söğütlerin gölle buluştuğu gölgesinde ördekler suyla temaşasını seyre daldım.
Doğayı adeta cennet misali karşımda izlerken garsonun ne alïrsınïz demesiyle irkildim.
"Buranın nesi meşhur " dedim.Garsonda "gölden çıkan has levrekten ikram edelim" dediler.Bizde tamam dedik ve siparişlerimizi verdik.
Yedik içtikten sonra öğle ezanı okunuyordu .Seferi olduğumuz için yolda bir cami buluruz derken çıktık yola.Eğirdirin merkezinde duvarlarındaki motiflerden tarihi olan bir camide durduk. Çocuklar arabadan indi.Bende "siz camiye girin bende arabayı park edeyim geleyim" dedim.
Tuzlu levrek içimi yakmış olmalı ki suya doyamadım .Arabayı park ettim ve büfeden su almak için indiğimde .Trafik polisinin havalı kornasıyla anonsunu duydum ,plakamı okuyordu.Arkamı döndüm elimle iki dakika işareti yaptım ama nafile.Polis tehtidkar bir ifadeyle elinde fotoğraf makinasını gösteriyordu.Çaresiz arabayı çektim ilerde otoparkı olan bir büfede durdum.Bu arada çocuklarla aramdaki mesafe arttığının farkındaydım.Büfeye yöneldim pet şişelerin buğulu olmasından belliydi soğuk olduğu.Aldım son kalan bozuk paramı büfeciye verdim.
Arabaya binip çalıştırdım .Klima çalışmasından sebep camlar kapalıydı.Suyumu kana kan içerken sol camdan " çat ! çat ! " diye ses geldi.Sese doğru kafamı çevirdim.Buruşuk elli biri yüzük parmağındaki siyah benekli yüssüğüyle cama vuruyordu.Arabanın kapsısını açtım, karşımda ceketi eski püskü bazı yerleri yırtık pırtık yamalı pantolonlu ,ayağında kara lastikli ayakkabısıyla bir amca duruyordu. Kamburu ve sol eline almış fındık dallarından bozma bastonu vardı.Ceketınin sağ cebi ağırlıktan sarkmıştı .Ceketin cebinde ne olbilceğini siz tahmin edin artık.Ve eğildi kamburu iyice belirgin olduktan sonra sağ alini uzatarak masum bir ifadeyle"amcam bana Allah rızasi için ekmek parası ver"dedi.
Dilenci olduğunu anladıktan sonra üzerimi yokladım.Bozuk param yoktu.Çünkü o günkü ekmek parasıyla eşdeğer son bozuk paramı su için büfeciye vermiştim.Üzerimdeki bütün elli lirayı verip amca burdan bir ekmek parası kes diyemezdim ve "Amca üzerimde bozuk para yok "dedim.
Amcam dikleşti ,kamburu kayboldu ,iki kaşını sıkılaştırdıktan sonra alnında zaten yaşlılığında beligin olan çizgiler iyice derinleşti.Biraz önceki masum olan ifade kayboldu ve öfkesinden sol elindeki bastonunu havaya kaldırdı ve bana"bu mıntıkada hergün hep ben geziyorum bir daha burda seni gözüm görmesin "dedi.
Bende baston başıma inmeden çalışır durumda olan arabamı vitese taktım ve gazı kökledim .Bende Amcaya "Allah versin amcaaa!"diye bağırarak kaçtım ordan. Dikiz aynasında baktığımda bastonu havada dilenci öfkesiyle hâla bağırıyordu.
Ne yalan söyleyeyim korkmuştum .Dövsem bir itimlik canı vardı.Kaçmayı tercih ettim.Uzaklaştıkça dikiz aynasında dilenci kayboldu.
Sonra telefonum çaldı mistik zil sesiyle.Arayan hanımdı "Eyvahh çocukları unuttuk ya la "dedim içimden.Ortadaki refüjden dönemiyordum bir türlü. Uzaklaştıkca uzaklaşıyordum U dönüşü yapacağım yol bir türlü bitmek bilmiyordu.Sağ tarafta kalan göl manzarası bitti,eğirdir bitti benim u dönüşü yapacağım yön şimdi geldi.
Döndüm telefonu açtım "alo "dedim."Biz namazlarımızı kıldık sen nerdesin "dedi hanım .Gelde bu yazdıklarımı bir de karşımdakine anlat.
Hayırlı cumalar.
Resim ısparta eğirdir gölü
Sizinde muhakkak bir dilenci hikayeniz vardır.Bu hikayemle anılarınız canlanacak, hikaye hikayeyi doğuracak,ve mangozun sayfası dilenci hikayesiyle dolmassa şaşırırım.
Ah şu dilenciler yok mu?Genelde cami çıkışında durup dini duygularımızı istismar ediyorlar,ya da hastane önünde durup merhamet duygularımızla oynuyorlar.Ya da yoğun mıntıkalarda gezip on kişiden muhakkak bir kişi verir diye stratejik hesaplar yapıyorlar.Trafik ışıklarında sırtında bebeği elinde iki yaşında çocuğu eksoz kokulu arabaların arasında sürükleyip dramatik bir hal sergileyip annelerin şevkat duygusun sömürüyorlar.
Hastane çıkışında yeni taburcu oldum eve gidecek yol param yok deyip herkese dilenmesine ne demeli?Çünkü hastanede çalıştığım için sık sık aynı dilenciyle karşılaşıyorum.Zabıtaya söylesen biz bıktık onlar bıkmadı diyorlar.
Şimdi asıl hikayeme geleyim uzatmak istemiyorum ama okuyarak hikayenin içine okuyucuyu sokmam için mecburen uzuyor kusura kalmayın.
Gūnün birinde ailecik konya tarafından gelip eğirdire yaklaşmak üzereydik.Arabanın kliması son derecede çalışmasından ve asfaltın sıcaktan erimesinden güneş tüm gücüyle bizim üstümüze kilitlenmişti adeta.
Sağ tarafda eğirdir gölünün manzarası ve ortasındaki adanın yolla birleşmesiyle kuşbakışı elma sepetini andırıyordu.
Çocuklar acıktık susadık diye şikayet etmeye başladılar ki haklıydılar.Çünkü arabanın kliması ortamin nemini alıyor boğazımızı kurutuyordu.
Eğirdire geldiğimizde arabanın direksiyonunu ada tarafına çevirdim sol tarafta eğirdir kalesinin tepesindeki tarihi savaşlardan kalmış top karşıladı bizi.
Adaya giderken balık restoranları sıra sıra dizilmiye başladı buyurun dercesine.
Restoranın birinin önünde durduk .Arabadan indik ben boş masaya geçerken benin büyük oğlan ( orta ikiye gidiyor şuanda ellerinizden öper)."Baba bu restoranda içki satılıyor "dedi .Bende duvardaki raflarda içki şişelerini görünce dönmeye karar verdik.Çünkü fıtratımız gereği içki satılan yerlerde yemiyor alışveriş yapmıyorduk.Ailece karar almıştık aramızda.Bu işin dini boyutunu bilemem fetva makamı hocalarımıza kalsın.
Garson benim oğlanın konuşmasını duymuş olmalı ki "Abi buraya yabancı turistlerde geliyor mecburen satıyoruz ama adanın ucunda bir restornımız daha var.Orada içki yok"dedi nazik bir dille.
Teşekkür edip oradan ayrıldıktan sonra garsonun tarif ettiği lokantayı bulduk.Zaten kalın puntolarla yazılmış levhada içkisiz yazıyordu.
Boş bir masaya garsonun biri hoşgeldiniz diyerek oturduk.Masa boştu ama manzara müthişti.Havada sorti yapan kuşlar gölün üzerine süzülerek rızkının peşindeydi.Gölün kıyısındaki kayalarla buluştuğu yerdeki çıkardığı şırıltı sesini dinlerken salkım söğütlerin gölle buluştuğu gölgesinde ördekler suyla temaşasını seyre daldım.
Doğayı adeta cennet misali karşımda izlerken garsonun ne alïrsınïz demesiyle irkildim.
"Buranın nesi meşhur " dedim.Garsonda "gölden çıkan has levrekten ikram edelim" dediler.Bizde tamam dedik ve siparişlerimizi verdik.
Yedik içtikten sonra öğle ezanı okunuyordu .Seferi olduğumuz için yolda bir cami buluruz derken çıktık yola.Eğirdirin merkezinde duvarlarındaki motiflerden tarihi olan bir camide durduk. Çocuklar arabadan indi.Bende "siz camiye girin bende arabayı park edeyim geleyim" dedim.
Tuzlu levrek içimi yakmış olmalı ki suya doyamadım .Arabayı park ettim ve büfeden su almak için indiğimde .Trafik polisinin havalı kornasıyla anonsunu duydum ,plakamı okuyordu.Arkamı döndüm elimle iki dakika işareti yaptım ama nafile.Polis tehtidkar bir ifadeyle elinde fotoğraf makinasını gösteriyordu.Çaresiz arabayı çektim ilerde otoparkı olan bir büfede durdum.Bu arada çocuklarla aramdaki mesafe arttığının farkındaydım.Büfeye yöneldim pet şişelerin buğulu olmasından belliydi soğuk olduğu.Aldım son kalan bozuk paramı büfeciye verdim.
Arabaya binip çalıştırdım .Klima çalışmasından sebep camlar kapalıydı.Suyumu kana kan içerken sol camdan " çat ! çat ! " diye ses geldi.Sese doğru kafamı çevirdim.Buruşuk elli biri yüzük parmağındaki siyah benekli yüssüğüyle cama vuruyordu.Arabanın kapsısını açtım, karşımda ceketi eski püskü bazı yerleri yırtık pırtık yamalı pantolonlu ,ayağında kara lastikli ayakkabısıyla bir amca duruyordu. Kamburu ve sol eline almış fındık dallarından bozma bastonu vardı.Ceketınin sağ cebi ağırlıktan sarkmıştı .Ceketin cebinde ne olbilceğini siz tahmin edin artık.Ve eğildi kamburu iyice belirgin olduktan sonra sağ alini uzatarak masum bir ifadeyle"amcam bana Allah rızasi için ekmek parası ver"dedi.
Dilenci olduğunu anladıktan sonra üzerimi yokladım.Bozuk param yoktu.Çünkü o günkü ekmek parasıyla eşdeğer son bozuk paramı su için büfeciye vermiştim.Üzerimdeki bütün elli lirayı verip amca burdan bir ekmek parası kes diyemezdim ve "Amca üzerimde bozuk para yok "dedim.
Amcam dikleşti ,kamburu kayboldu ,iki kaşını sıkılaştırdıktan sonra alnında zaten yaşlılığında beligin olan çizgiler iyice derinleşti.Biraz önceki masum olan ifade kayboldu ve öfkesinden sol elindeki bastonunu havaya kaldırdı ve bana"bu mıntıkada hergün hep ben geziyorum bir daha burda seni gözüm görmesin "dedi.
Bende baston başıma inmeden çalışır durumda olan arabamı vitese taktım ve gazı kökledim .Bende Amcaya "Allah versin amcaaa!"diye bağırarak kaçtım ordan. Dikiz aynasında baktığımda bastonu havada dilenci öfkesiyle hâla bağırıyordu.
Ne yalan söyleyeyim korkmuştum .Dövsem bir itimlik canı vardı.Kaçmayı tercih ettim.Uzaklaştıkça dikiz aynasında dilenci kayboldu.
Sonra telefonum çaldı mistik zil sesiyle.Arayan hanımdı "Eyvahh çocukları unuttuk ya la "dedim içimden.Ortadaki refüjden dönemiyordum bir türlü. Uzaklaştıkca uzaklaşıyordum U dönüşü yapacağım yol bir türlü bitmek bilmiyordu.Sağ tarafta kalan göl manzarası bitti,eğirdir bitti benim u dönüşü yapacağım yön şimdi geldi.
Döndüm telefonu açtım "alo "dedim."Biz namazlarımızı kıldık sen nerdesin "dedi hanım .Gelde bu yazdıklarımı bir de karşımdakine anlat.
Hayırlı cumalar.
Resim ısparta eğirdir gölü
Yorumlar
Yorum Gönder