İZMARİT
 
     Çocuk eline yerden bulduğu izmariti aldı ve kav marka kibriti çaktı, bir nefes çekti, duman boğazında düğümlendi ve öksürmeye başladı.İki eliyle boğulduğunu zannedip boğazını tutuyordu. Çocuk, elinden sönmemiş izmaritin kuru otların arasına düştüğünün farkına bile varamadı .

                                 ****

   Çocukluğum yaz tatillerinde sabahtan kuşluk vaktine kadar kavaklıderede veya boş arazilerde keçi gütmekle geçti.

   Kuşluk vakti dediğim güneşin tam tepeye, yere tam dik ,geometrik hesapla 90 derece olmasına bir mızrak boyu kalmasına kalmış vakitttir.Babannem hep o vakitlerde kuşluk namazı kılardı 2 rekat.Ordan biliyorum.

    Keçi güderken biz doğanın ihtişamına dalardık bazen.Tilkilerin aniden şimşek hızıyla önümüzden geçip irkildiğim zamanlar oldu.İçi boş yılan derilerini gördükmü ürküp uzaklaştığımız zamanlar olurdu.Demekki yeni değiştirmiş derisini.

    Taşları kaldırıp çocuklarlarla maç yapmak için kale direği kurduğumuz zaman taşın altında çıkan sarı akreplerden de korktuğumuz doğrudur.

     Karşılıklı bir asırdır yaşayan kablumbağaların tokuşmasını izler aralarındaki hesabın ne olduğunu çözmeye çalışırdık.Tokuştururken çıkardığı sesler bizde heyecanı doruk noktasına getirirdi.
Kargaların son baharda ceviz ağacından gagasına aldığı cevizi göğe yükselip yere bırakmasını sonrada yere sertçe çarpan cevizin kırılıp parçalanmasını akıl dolu izlerdik.Sonra yere süzülüp bir miktrar yiyip bir miktarda yavrularına götürdüğünü tahmin ederdik.Kedilerin fare deliğinin az ilerisine pusuya yatıp pür dikkat seyrettiğine şahit olurduk.
     Karıncaların suya hasret çatlamış toprakta kendin den on kat ağırlığında yükü sırtında kara kışı düşünmesinden sebep ilerleleyip kubbe şeklindeki yuvasına götürüyordu.Bazen yükü sırtından düşüyor asla vazgeçmeyip tekrar alıyordu.Ama hedefine ulaşıyordu çevredeki ağustos böceklerinin " sen o yükü taşıyamassın" der gibicesine.Ağustos böceklerinin sesini tercüme etmek zor olamasa gerek.

    İnsanoğlunun doğaya bakıp ders çıkarması gereken çok konu var kendine.Siz hiç, bir koyunun kuzusuna bağırıp çağırmısını gördünüzmü ve ya dövdüğünü ?

    Bir ineğin buzağısına "yavrum bu insanoğluna örnek alıp sigara ve içki içme"dediğini duydunuz mu?

    Günümüz akşam haberlerine bakıyorum da hep iğrenç haberlerle dolu.Dolandırıcılık,hırsızlık,taciz, hep insanoğlunda .Hani sinirlenip bunlar hayvandan farksız diyoruz ya, bence hayvana hakaret ediyoruz farkında değiliz.
İnsanoğlunun hayvanların yaşam alanını yokedip betonlaştırmasından şehre giren domuzları gördüğümüzde de hayvanları suçlayıp kovalıyorlar veya gülüp geçiyoruz.

Suçlu kim?

     Kuşluk vaktinde keçileri toplayıp eve doğru yolumuza düşerken karşımdan çocuklar geldi. Belki 10 belki de 12 yaşında çocuklar hatta aralarında 7 ,8 yaşında olan çocuklar bile vardı.Birinin elinde şeffaf poşette sigara izmaritleri vardı.
Ben 9 veya 10 yaşlarındayım ozaman .Çocuklardan birine sordum" bu izmaritleri niye topladınız "

    Gülerken dişleri sarı lekelerle dolu olan çocuk bana "içeceğiz "dedi.

  Şaşırdım"nerden buldunuz"diye sordum.

  "Kahvehane köşelerinden ,sokak aralarından topladık "dediler.

    Sonra ayrıldık onlardan .Keçiler ağılında yerlerini almış.Babam öğle vakti camiye gitti.Annem mutfakta yemek için hazırlık yapıyordu.Daha sonra babam da camiden geldikten sonra Ailecik yemek sofrasına oturduk ki.Sokaktan "naaaa niiiii! naaaaa niiiii! diye itfaiye sesi geliyordu.
Bende sofradan hızlıca kalktım, balkona çıkınca Gölhisar belediyesinin iki tane itfaiyesi gidiyordu.Arkalarından su dolu tankerinden taşan suyu akıtıyordu.

     Aradan on beş dakika sonra bir itfaiye daha geçti üstünde çavdır belediyesi yazıyordu.
Babam "heralde yangın çok büyük ""dedi.
Yemek yemeyi bırakıp bizde kavaklıdere tarafına gittik.Hacı musa camisinin önündeki sokaktan kadınlar erkekler sırtında kazma kürek dağlara doğru gidiyordu.Karşıdan baktığımda kara kara dumanlar göğe doğru yükseliyordu.Olay yerine vardığımızda çevre cehennem yeri gibiydi.Kavaklıderenin altarafındaki keçi güttüğüz pardılar araziler çıtır çıtır yanıyordu.İtfaiyeler güneşte sararmış otların yangınına yetişemiyorlardı.Dirmil belediyesinin itfaiyeside geldi. İnsanlar kürekleriyle yangını söndürmeye çalışıyorlardı kendi çabalarıyla.

    Yanan arazilerde tüfek sesi gibi sesler geliyordu.

    Göz bebeklerinin içinde yangın yeri olan babama " bu patlayan sesler nedir baba" dedim.

    Bana baktı babam düşünceli gözlerle"Cayır cayır yanan arazideki ısıdan yanıp şişen ve patlayan kablumbağaların sesi "dedi.

    Sonra yangın söndü ,itfaiyeler bir kez daha soğutma yapıyorlardı.Akşam oldu, ahali evlerine dağıldı.

    Ertesi gün keçi gütmeye gittiğimde külle suyun karışımı is kokusu hala burnumdaydı.Benim yangından önceki rengarenk, cıvıl cıvıl ,çiçek kokulu manzaram ,simsiyah is kokulu , acı dolu manzaraya dönmüştü.

    Cennetten çıkıp cehenneme yol almak gibi bu olsa gerek dedim içimden.

    Heyecanla izlediğimiz kablumbağalar patlamış parçalanmıştı.

   Kara kışı düşünüp durmadan çalışan  karıncalardan eser yoktu.Nerden bilebilirdiki insonoğlunun sorumsuzluğuna kurban gidecejlerini.

    Bal yapmak için arıların polen aradıkları bitkiler kül olmuştu.

   Fare arayan kedileri o gün hiç görmedim.

    Düşündüm bu yangın nasıl çıkar diye.Yetkililer hiç araştırmazlar alışıktırlar çünkü yaz aylarındaki pardı yangınlarına.İnsanlarda arazi sahipleride sormazlar hiç.

    Belkide izmarit dolu poşetten sigara içmeye çalışan çocuklar yaptı.tek nefeslik izmaritleri yakıp yakıp attılar. Ya da kırık bira şişelerinden meydana geldi kimsenin günahını almayalım şimdi.

    Yaz aylarında anız yakan tarla sahipleri bu yaşam alanı olanları hiç düşünmezler mi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar