İMAMA ALKOL MUAYENESİ İmama alkol muayenesi yapılırsa ne olur ? İmamda insan canım , içebilir , canı istemiştir belki . Herkesin günahı kendine 😀 Ömrü boyunca ağzına bir damla dahi alkol almamış ,babası hafız , hacı emekli imam babamın başına gelen anısı aktarayım buraya ; Gece saat 10:00 civarı ... Yaz ayları... Asfalt sıcaktan erimiş simsiyah ... Antalyadan Gölhisara dönüyoruz .... Altımda o zamanlar doğan slx vardı . Tekerleklerin eriyen asfalta yapıştığını hissediyorum . Ne buz gibi üfüren kliması vardı . Ne yokuşlarda hızlı çıkabiliyordu . Antalyanın sıcağı , arabanında bizimde iliklerimize kadar işlemişti . Antalyadan kepezi aştıktan sonra Düzler çamına ağır ağır vardık. Nemde olunca gömleğim tenime yapış yapış oldu . Yanımdada Ensar Ticaretin sahibi Özerten vardı . Özerten alnından yüzüne doğru yürüyen terleri silerek "şu büfenin yanında arabayı durdurda soğuk içecek alalım , serinleyelim hocam " dedi . Arabanın içinden inince dışarısı Antaly...
Kayıtlar
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
CENNET KOKULUM İki kişi ya da iki eş arasına Allah sevgisi girerse yer gök bir araya gelse o muhabbete kin , öfke girmez . O muhabbetullah olur . Muhabbette Allah sevgisi olmazsa şeytanda girer araya . Başlar en şiddeli olan kavgalar , en felaket olaylar . Ben bunu hastalarımdan daha iyi kavrıyorum . Geçen nöbetlerimden birinde ağlaya ağlaya bir eliyle diğer elini tutarak orta yaşlarda bir bayan geldi . Hemde polis eşliğinde .Polisin kucağında da 2 yaşlarda bir kız çocuğu vardı . Ben ilk gördüğümde polisin eşi olduğunu tahmin ettim . Sol elbileği incinmişti anlaşılan filmini çektim . Ben merakla " kaza mı geçirdiniz ? " dedim . İçli içli ağlaması daha da kuvvetlendi " Eşim sabaha kadar eve gelmedi . Sabah eve geldiğinde neredesin sen diye öfkeyle sorunca benim elimi sinirinden sertçe büktü bir de tokat attı " dedi akan gözyaşlarını sağlam eliyle silerek . Sonrada ben polisin eşi değilde koruması ve adli vaka olduğunu anladım . Polisin kucağı...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
KARDA AÇAN ÇİÇEKLER Sinan Uzun abi benim Sağlık memuru mesai arkadaşım .Benim hikayelerimi okuyunca bana gelip . " Ah Faruk ah gözlerim kıt görüyor .Onun için yazamıyorum .Yazabilsem tarih yazarım " deyince bende " sen anlat ben editörlüğünü yaparım abi " dedim . Biz gülüştük karşılıklı tabi . O anlatınca başından geçenleri buraya yazmak istedim . Onun haberi yok yazdığımdan buraya atınca sürpriz olacak . Kızacağını hiç zannetmiyorum . Sinirini tereyağdan kıl çeker gibi almış Yaradan . Sinan abi başladı şu sıcak havalarda içinizi buz gibi tir tir titretecek hikayesini anlatmaya , ben de ağzım açık açık dinledim ; İlk atamam olan Erzurumun Aşkale ilçesinde 1988 senesinde kış aylarıydı .Sağlık memuru olarak sağlık ocağında görevliydik . Erzurumun dondurucu soğuğunu bilirsiniz . Biz o soğukta dağ köylerine sağlık hizmeti götürüyorduk . Çad ilçesinin dağ köyleri de bizim hizmet alanımıza bağlıydı . Bir gün bir dağ köyüne sağlık taraması ve aşı yapmak için ambu...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
MÂZİ İnsanoğolu işte..... işsizken iş bulmak ister , işliyken işinden yakınır ,küçükken büyük olmak ister büyükken küçük olmak , yurdışındayken memleketinde olmak ister , memleketteyken yutdışında olmak , bekarken evli olmak ister , evliyken bekar . İnsanoğlu işte..... Sabah işe geç kalmamak için ayarladığım telefon çalardı. Ben , uykunun verdiği ağırlıktan kafamı Annemin beyaz kılıfla geçirdiği sararmış yastıktan kaldıramıyordum . Alarm bitince on dakika sonra kendini erteleyecek bir daha çalacaktı . Akşam yatarken öyle ayarlamıştım çünkü . Aradaki on dakika bana bir dakika gibi gelse de uykunun verdiği hazzı yaşamalıydım . Sabah iş mesaisine onbeş dakika erken varmam gerekiyordu . O onbeş dakikalık zamanda evde üşenip hazırlamadığım kahvaltımı yapmak için . Hayatı basit yaşamak gerekiyordu her sabah . Kahvaltım her zaman yol üzerindeki kazanacağı üniversite için para biriktiren o çocuktan aldığım iki simit , bir dilim üçgen peynirdi . Bir de kahvaltımın olmassa olmazı n...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
ASİ RUH Evin otoparkında gelinlik beyazı bir araba var.Ön tamponundaki ızgaraları kobra yılanını andırıyor....Önfarları köpek balığının gözleri gibi keskinmi keskin...Bir öncekine kasasına göre makyajlanmış hali daha da bir alımlı..Ön hatları ve yandan görünümünde kusursuz çizgiler var..Ne güzel yapmış adam...Ama ruhu yok hareket edemiyor...Ya ölü ya da uyuyor... Hareket edebilmesi veya canlanabilmesi için bir ruha ihtiyacı var .Araba bir beden ruhta insan...Yaradanın insana kendi ruhunda üflediği gibi....Arabaya binince insan araba canlanacak ...İnsan binince arabaya kontağı çevirdimi çalışıyor.Tabi arabanın karnı toksa...İnsan agresif kullanırsa arabayı....Sert fren,ani manevralar,aşırı hız,kırmızı ışıkta geçmeler ve trafik kurallarına uymamalar... Bu arabanın bir yaratıcısı var...Bir mühendis...Ön kaputunu açınca hayretler içerisinde kalmak elde değil...Nasılda yapmış... Her şey yerli yerinde ....Kontağı çevirince aynı anda deposundan aldığı benzini pistonl...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Kavaklıdere Bana mutluluğun resmini çizebilirmisin deseler yok derim anlatabilirim sadece dilim dõndüğünce.kalemime kuvvet, dökülsün mürekkep tane tane bir araya gelebilirse tanelerden oluşur heralde bir hikaye. Çesme mahallesinde uluçınar sokağının bitiminden sonra gelen bir deredir Kavaklıdere.Çocukluğumun oralardan anısı çoktur.Mis gibi kekik kokan tepecikleri ,rüzgarda ahenkle dans eden kavaklari ,asırlık yaşayan kablumbağaları . Ağzimda kekremsi hoş tat bırakan meyvesinden yediğimiz iğde ağaçları , büyük kertenkeleleri serengeti ormanlari kadar olmasada belgesel tarzı minikcik bir doğa harikasıydı benim için.Kablumbağaların neyi paylasamiyordu kim bilir tokuşmasını zevkle izlerdik.Kekik toplayıp çökelekle dürüm yapıp yediğim ağzımda bıraktığı tadı antamak tarifsiz .Anlatılmaz yaşanılır denilen bu olsa gerek.Tadi dikenin acısından daha üstūn geliyorduki yiyorduk bõğürtlenlerinden elimiz kan yara bere içinde kalsada.Dağlardaki karın güneşin azameti karsındaki erimesiyle Derenin...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Çeşmeci dedem Hep hatırlardım iki büklümdü. Şalvarı, yeleği ,aksakali ve başından hiç düşmeyen takkesi yılların anısını ,geçmişin ağırlığını taşıyordu sanki üzerinde. O ,yürekleri nasıl serinletebilirim, bir fidana can suyu verir gibi insanlarin bir yudum içtiğinde hayır dualarını nasıl alabilirim düşüncesindeydi hep. Eşeğinin semerinde taşıdığı bir kazma bir kürek ti tek sermayesi. Dağlarda gezerken gunes butun heybetini gosterdiğinde kavurucu yaz gunlerinde bütün hayavannatin , haşeratın ve Nebatatın suya ihtiyacı olan günlerde ,suya hasret çatlamış toprakların üzerinde yürürken az ileride ıslanan toprağı görünce heyecandan olsa gerek çarpıyordu yüreği. Hemen kazma kuregi alip kollalari sivayip Ya Allah diyerek dokuluyordu uzerinden ter taneleri.Kaynagi bulunca Hz. Ibrahimin Zemzem misali fiskiriyordu su. Bugün Çeşme Mahallesi'nin yaylalarında akan çeşmeler de onun sonsuza dek yaşatan eserleri çalıdan dönen kadınların kan ter içinde kaldıkla...